Haber Sitesi
HV
12 TEMMUZ Pazar 20:31

Akçal'dan kısaltılmış metin vurgusu: Dünya Klasikleri yüzyıllar öncesinden bugüne ulaşan mektuplardır

ADIYAMAN (PERRE) - (Şeriban ÖZÇAKMAK) - PERRE Haber Ajansı'ndan Şeriban Özçakmak'ın sorularını yanıtlayan Abdurrahman Akçal, dünya klasiklerinin neden okunması gerektiğini, Türkiye'deki kısaltılmış metin sorununu, güvenilir yayınevi ve çevirmen tercihlerini anlattı. Akçal, "Bir kitabın kapağında 'Dünya Klasiği' yazması, onu gerçek anlamda klasik yapmaya yetmez. Klasikler rafta sararmayı bekleyen yaşlı kitaplar değil, yüzyıllar öncesinden postaya verilmiş ve adresine bugün ulaşmış mektuplardır" dedi.

KÜLTÜR - SANAT
Giriş Tarihi : 12-07-2026 18:13   Güncelleme : 12-07-2026 18:13
Akçal'dan kısaltılmış metin vurgusu: Dünya Klasikleri yüzyıllar öncesinden bugüne ulaşan mektuplardır

Türkiye'de dünya klasikleri, aynı eserin onlarca farklı yayınevi tarafından basıldığı geniş fakat tartışmalı bir yayın alanını oluşturuyor. Telif süresi sona eren eserlerin kimi zaman özensiz çevirilerle, aracı diller üzerinden veya yüzlerce sayfası çıkarılmış kısaltılmış baskılar hâlinde okura sunulması, "Hangi klasik, hangi yayınevinden ve hangi çevirmenden okunmalı?" sorusunu daha önemli hâle getiriyor.

PERRE Haber Ajansı'na konuşan Abdurrahman Akçal, klasiklerin yalnız geçmiş dönemlerden kalmış edebiyat eserleri olmadığını belirterek, her kuşağın kendisini yeniden görebileceği bir insanlık hafızası taşıdığını söyledi.

Klasik eserlerin okura hazır cevaplar vermediğini, ancak daha derin ve rahatsız edici sorular sordurduğunu ifade eden Akçal, güvenilir bir klasik baskısında yayınevi kadar çevirmenin, dizinin, kaynak metnin ve editoryal emeğin de belirleyici olduğunu vurguladı.

Akçal, farklı dönem ve coğrafyalardan seçtiği 50 dünya klasiğini de önerilen Türkçe baskılarıyla birlikte PERRE Haber Ajansı okurları için sıraladı.

"KLASİK, ESKİMİŞ KİTAP DEĞİL; ESKİMEMEYİ BAŞARMIŞ KİTAPTIR"

Şeriban Özçakmak: Dünya klasikleri neden okunmalı? Yüzyıllar önce yazılmış eserlerin bugünün insanına söyleyebileceği ne olabilir?

Abdurrahman Akçal: Bazı kitaplar yalnızca bir hikâye anlatmaz. İnsanlığın uzun gecesinden bugüne kalmış ateşi taşır. Onları açtığımızda yalnız bir yazarın sesini değil, başka yüzyıllarda yaşamış insanların korkularını, ihtiraslarını, yenilgilerini ve hâlâ dinmemiş umutlarını duyarız.

Gılgamış'ın ölüm karşısındaki çaresizliğiyle bugünkü insanın kendi faniliği arasında binlerce yıl vardır ama ölüm korkusu değişmemiştir. Anna Karenina'nın içindeki boşlukla kalabalık şehirlerde dolaşan çağdaş insanın sessizliği arasında tren yollarından daha uzun bir akrabalık uzanır.

Klasik dediğimiz şey, eskimiş kitap değildir. Eskimemeyi başarmış kitaptır.

Bir eser yüzyıllar sonra hâlâ insanı yaralayabiliyor, düşündürebiliyor ve kendi hayatına yeniden bakmaya zorluyorsa orada yalnızca geçmişe ait bir edebiyat metni yoktur. İnsanlığın ortak hafızası vardır.

Italo Calvino, klasikleri insanların "okuyorum" demekten çok "yeniden okuyorum" dediği eserler olarak tarif eder. Çünkü gerçek bir klasik ilk okumada bitmez. İnsan yaş aldıkça, kaybettikçe, âşık oldukça, yenildikçe ve biraz da kendisine yabancılaştıkça aynı kitap başka bir yüzünü gösterir.

Gençken yalnız aşk romanı sandığınız bir eser, yıllar sonra sınıfın, yalnızlığın, toplum baskısının veya insanın kendisini kandırmasının romanı olarak karşınıza çıkabilir.

"KLASİK OKUMAK KÜLTÜRLÜ GÖRÜNMENİN AKSESUARI DEĞİLDİR"

Özçakmak: Klasik eserleri okumak insana somut olarak ne kazandırır?

Akçal: Klasiklerin öğrettiği ilk şey, insanın başına gelenlerin dünyada ilk defa yaşanmadığıdır.

Bizden önce de insanlar sevdi, korktu, iktidara boyun eğdi, iktidara başkaldırdı, çocuklarını kaybetti, yoksulluk çekti, savaştı ve kendisini haklı çıkarmak için türlü hikâyeler uydurdu. Teknoloji değişti; sarayların yerini plazalar, at arabalarının yerini otomobiller aldı. Fakat insanın hırsı, kıskançlığı, merhamet ihtiyacı ve yalnızlığı aynı nehirde akmaya devam etti.

Bu nedenle klasik okumak, kültürlü görünmenin aksesuarı değildir. Salondaki kitaplığa sırtı altın yaldızlı ciltler dizmek hiç değildir.

Klasik okumak, kendi hayatımızın biricik olmadığını anlamaktır. İnsanın başına gelenlerin daha önce de geldiğini, bizim bulduğumuzu sandığımız bazı cümlelerin yüzyıllar önce başka dudaklarda acıyla söylendiğini fark etmektir.

Klasikler insana çoğu zaman hazır cevaplar vermez. Daha iyi sorular sorar. Dostoyevski'yi okuyan herkes iyi insan olmaz. Tolstoy'u bitiren kimse birdenbire hakikate ermez. Fakat insan, kendi karanlığını inkâr etmekte eskisi kadar rahat davranamaz.

Çünkü iyi bir klasik, okurun omzuna elini koyup şunu sorar:

"Başkalarını yargılarken kendini neden hükmün dışında bırakıyorsun?"

"KLASİK EDEBİYAT HÜKMÜ GECİKTİRİR"

Özçakmak: Klasiklerin bugünkü hız çağında ayrıca bir önemi var mı?

Akçal: Klasikler aynı zamanda bir dil ve dikkat terbiyesidir.

Bugünün dünyası insandan her konuda birkaç saniye içinde karar vermesini istiyor. Bir başlığa bakıp hüküm veriyoruz. Bir görüntüden insan mahkûm ediyor, birkaç cümleyle hayatları kategorilere ayırıyoruz.

Klasik edebiyat ise hükmü geciktirir.

Okura bir paragrafın içinde beklemeyi, bir insanı ilk hatasında mahkûm etmemeyi, hayatın yalnızca sonuçlardan değil, tereddütlerden, suskunluklardan ve kararsızlıklardan da meydana geldiğini öğretir.

Bir roman karakterini yüzlerce sayfa boyunca takip ettiğinizde, onun yalnız yaptığı kötülüğü değil, o kötülüğe hangi korkuların, yoksunlukların ve kırılmaların içinden yürüdüğünü de görürsünüz. Bu, suçu mazur göstermek değildir. İnsanı anlamaya çalışmaktır.

Edebiyatın büyük gücü de burada ortaya çıkar. Bize yalnızca haklı olanı değil, haksızın zihnini de gösterir. Yalnız mağdurun acısını değil, zalimin kendisini nasıl haklılaştırdığını da anlatır.

"TELİF BİTTİ, EDEBİYATIN ÇİLESİ BAŞLADI"

Özçakmak: Türkiye'de aynı klasik eserin çok sayıda yayınevi tarafından basılması bir zenginlik mi, yoksa ciddi bir sorun mu?

Akçal: Doğru kullanılırsa zenginliktir. Fakat Türkiye'de dünya klasikleri konusunda garip bir bolluk içindeyiz.

Aynı romanı yirmi, otuz, hatta daha fazla yayınevinin kapağında görmek mümkün. Telif süresi biter bitmez sanki matbaacıların kapısına nöbetçi dikilmiş ve "Bu kitabı yarına kadar basmayanı döveceğiz" denilmiş gibi aynı eser raflara hücum ediyor.

Bir bakıyorsunuz Sefiller yüz elli sayfa, Monte Cristo Kontu iki yüz sayfa, Don Quijote ise neredeyse uzun bir çocuk masalı kadar...

Oysa bazı kitaplar kısalmaz; eksilir.

Türkiye'de eserler için genel koruma süresi yazarın yaşamı boyunca ve ölümünden itibaren yetmiş yıldır. Süre dolduğunda özgün eser üzerindeki mali hak engeli kalkabilir. Ancak çeviri ayrıca bir "işlenme eser"dir. İyi bir çeviri, yabancı kelimelerin yerine Türkçe kelimeler koymaktan ibaret değildir. Eserin başka bir dilde yeniden kurulmasıdır.

Sorun da tam burada başlıyor. Özgün eserin telif giderinin ortadan kalkması, kitabı bazı yayınevleri açısından kolay ve ucuz bir ticari ürüne dönüştürebiliyor.

İyi bir çevirmene, editöre, son okumacıya, kaynak metin karşılaştırmasına ve açıklayıcı notlara yatırım yapmak yerine eski bir çeviri biraz değiştirilerek basılabiliyor. Eser, yazıldığı dilden değil İngilizce veya Fransızca gibi aracı bir dilden çevrilebiliyor. Bazen de yüzlerce sayfa çıkarılarak geriye yalnız olayların iskeleti bırakılıyor.

"ÖZET, ESERİN KENDİSİ DEĞİLDİR"

Özçakmak: Kısaltılmış klasikler neden bu kadar sorunlu? Sonuçta okur olay örgüsünü öğrenmiş olmuyor mu?

Akçal: Bir romanın yalnızca olaylarını bilmek, o romanı okumuş olmak değildir. Çünkü edebiyat, "Ne oldu?" sorusundan ibaret değildir.

Asıl mesele, olayların hangi dille anlatıldığı, karakterlerin hangi sessizliklerden geçtiği, bir duygunun kaç sayfa boyunca nasıl olgunlaştığı ve okurun hangi cümlede kendi yarasına rastladığıdır.

Victor Hugo'nun binlerce insanın, sokağın, devrimin, vicdanın ve sefaletin sesini taşıyan dünyası birkaç olaya indirildiğinde geriye Sefiller kalmaz. Jean Valjean'ın başından geçenlerin özeti kalır.

Alexandre Dumas'nın geniş tarihsel ve toplumsal anlatısı budandığında Monte Cristo Kontu, yalnızca intikam alan bir adamın macerasına dönüşür.

Gulliver'in Gezileri kısaltıldığında iktidara, savaşa, bilime ve insan kibrine yöneltilen sert hiciv kaybolur; geriye devler ve cüceler ülkesinde dolaşan bir çocuk kahraman kalır.

Özet, eserin kendisi değildir. İskelet insana benzeyebilir ama yaşamaz.

Uyarlama ve çocuklar için sadeleştirme elbette yapılabilir. Buradaki sorun, bunun açıkça belirtilmemesi ve kısaltılmış baskının eserin kendisiymiş gibi sunulmasıdır.

"YALNIZCA YAYINEVİNİN LOGOSUNA BAKMAK YETMEZ"

Özçakmak: Okur, kısaltılmış bir baskıyla tam metni nasıl ayırt edebilir?

Akçal: Öncelikle yayınevinin adına güvenip kitabı sorgulamadan satın almamak gerekir.

Aynı yayınevi bir eseri yetişkinler için tam metin olarak da çocuklar için kısaltılmış biçimde de yayımlayabilir. Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın Hasan Âli Yücel Klasikleri dizisinde Robinson Crusoe tam metin olarak yer alırken, aynı yayınevinin başka bir okul dizisinde çok daha kısa bir uyarlaması bulunabilir.

Benzer biçimde Sefiller, Üç Silahşörler ve Define Adası gibi eserlerin de çocuklar veya ilk gençlik çağındaki okurlar için hazırlanmış kısaltılmış baskıları vardır.

Bu nedenle yalnız yayınevi logosuna değil, dizinin adına, çevirmenin kim olduğuna, kitabın künyesine ve üzerinde "tam metin", "kısaltılmış", "uyarlanmış", "sadeleştirilmiş" ya da "çocuklar için" gibi ifadelerin bulunup bulunmadığına bakılmalıdır.

Özellikle Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları tercih edilecekse, çoğu klasik için aranması gereken ibare Hasan Âli Yücel Klasikleri olmalıdır.

"YAYINEVİNDEN ÖNCE ÇEVİRMENİ SORUN"

Özçakmak: Bir klasik seçilirken yayınevi mi, çevirmen mi daha önemlidir?

Akçal: İkisi de önemlidir ama bazı eserlerde çevirmenin adı yayınevinin isminden daha belirleyicidir.

İyi çeviri temizlenmiş bir pencere gibidir. Dışarıdaki manzarayı mümkün olduğu kadar eksiltmeden gösterir. Kötü çeviri ise buğulu bir camdır; ağacı görürsünüz ama yapraklarını, gökyüzünü görürsünüz ama rengini seçemezsiniz.

Bu nedenle "Bu kitabı hangi yayınevinden alayım?" sorusunun hemen arkasından "Kim çevirmiş?" sorusu gelmelidir.

Roza Hakmen'in Don Quijote ve Marcel Proust çevirileri, Rekin Teksoy'un Dante ve Boccaccio çalışmaları, Azra Erhat ile A. Kadir'in Homeros çevirileri, Ergin Altay'ın Rus edebiyatındaki emeği, Ahmet Cemal'in Kafka'sı, Tahsin Yücel'in Flaubert'si, Tomris Uyar'ın Virginia Woolf'u Türkçede başlı başına edebiyat hadiseleridir.

Çevirmen yalnız kelimeleri taşımaz. Cümlenin ritmini, yazarın ironisini, dönemin havasını, sınıfsal farklılıkları, sessizlikleri ve kimi zaman bir toplumun bütün kültürel çağrışımlarını başka bir dilde yeniden kurar.

Aynı kitabın iki farklı çevirisini okuyan iki insanın, zaman zaman iki ayrı yazar okumuş gibi hissetmesinin nedeni budur.

"HASAN ÂLİ YÜCEL KLASİKLERİ GÜVENİLİR BİR ANA LİMANDIR"

Özçakmak: Türkiye'de dünya klasikleri için özellikle hangi yayınevleri tercih edilmeli?

Akçal: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın Hasan Âli Yücel Klasikleri, klasiklere başlamak için en güvenilir ve ekonomik ana limanlardan biridir.

Antik Yunan ve Roma'dan Rus, Alman, Fransız ve İngiliz edebiyatına kadar geniş bir seçkiye sahiptir. Çevirmenin ve eserin çevrildiği özgün dilin çoğu baskıda açıkça belirtilmesi, birçok eserin doğrudan aslından çevrilmesi ve kitapların erişilebilir fiyatlarla sunulması önemli avantajlardır.

Fakat yeniden söylemek gerekir: Yalnızca "İş Bankası" adına bakmak yeterli değildir. "Hasan Âli Yücel Klasikleri", "Çocuk Klasikleri", "İlk Gençlik" ve "Kısaltılmış Metin" gibi farklı diziler birbirinden ayrılmalıdır.

"İLETİŞİM KLASİKLERİ KİTABIN ÇEVRESİNE BİR ARŞİV KURUYOR"

Özçakmak: İletişim Yayınları'nı diğer klasik dizilerden ayıran nedir?

Akçal: İletişim Klasikleri'nin en güçlü tarafı, çoğu zaman yalnızca romanı yayımlamakla yetinmemesidir.

Kitabın başına veya sonuna eklenen önsözler, sonsözler, dönem kronolojileri, yazarın mektupları, eleştirel değerlendirmeler ve görsel malzemeler eserin çevresine küçük bir edebiyat arşivi kurar.

Karanlığın Yüreği, Gurur ve Önyargı, Usta ile Margarita, Anna Karenina ve Mrs. Dalloway gibi baskılar bu yaklaşımın güçlü örnekleridir.

Bir eseri yalnızca olay örgüsüyle değil, hangi çağın içinden doğduğunu, edebiyat tarihinde nereye oturduğunu ve sonraki kuşaklar tarafından nasıl yorumlandığını anlayarak okumak isteyenler için İletişim'in açıklamalı baskıları son derece değerlidir.

"YAPI KREDİ BAZI ESERLERDE KALICI TÜRKÇE METİNLER OLUŞTURDU"

Özçakmak: Yapı Kredi Yayınları hangi eserlerde öne çıkıyor?

Akçal: Yapı Kredi Yayınları'nın klasiklerdeki gücü, bütün klasik eserleri yayımlamasından değil, bazı büyük kitaplar için kalıcı Türkçe metinler oluşturmasından geliyor.

Roza Hakmen'in iki ciltlik Don Quijote çevirisi ile yedi kitaplık Kayıp Zamanın İzinde, Rasih Güran'ın Ses ve Öfke çevirisi, Âlim Şerif Onaran'ın sekiz kitaplık Binbir Gece Masalları bu bakımdan kütüphanelik çalışmalardır.

Özellikle YKY'nin Don Quijote baskısı, eserin 124 bölümünün tamamını iki cilt hâlinde sunması bakımından güvenilir bir tercihtir.

"CAN YAYINLARI MODERN KLASİKLERDE GÜÇLÜ"

Özçakmak: Can Yayınları'nın klasikler içindeki yeri nedir?

Akçal: Can Yayınları özellikle 19. ve 20. yüzyıl klasiklerinde, modern edebiyatta ve Türkçede adı eserle özdeşleşmiş çevirilerde güçlüdür.

Celâl Üster'in 1984 çevirisi, Vedat Günyol'un Yabancısı, Seçkin Selvi'nin Yüzyıllık Yalnızlıkı, Ahmet Cemal'in Kafka çevirileri, Tahsin Yücel'in Madam Bovarysi ve Nihal Yeğinobalı'nın Jane Eyrei bu geleneğin önemli örnekleridir.

Can Yayınları'nda da her kitap ayrı değerlendirilmelidir. Fakat modern klasikler konusunda çok güçlü ve uzun yıllara dayanan bir çeviri birikimine sahip olduğu söylenebilir.

"BAZI YAYINEVLERİ BELİRLİ ESERLERDE ÖNE ÇIKIYOR"

Özçakmak: Bütün klasikler için aynı yayınevlerini mi tercih etmek gerekir?

Akçal: Hayır. Bazı yayınevleri belirli eserler veya belirli çevirmenler bakımından öne çıkar.

Oğlak Yayınları, Rekin Teksoy'un İlahi Komedya ve Decameron çevirileri için; Norgunk, Armağan Ekici'nin Ulysses çevirisi için; VakıfBank Kültür Yayınları, Oğuz Baykara'nın iki ciltlik Genji'nin Hikâyesi çevirisi için; Doğu Batı, Korhan Kaya'nın Sanskritçe çalışmaları için; Say Yayınları ise Engin Sunar'ın dört ciltlik eksiksiz Montaigne çevirisi için özellikle değerlendirilmelidir.

İthaki, Everest, Alfa ve başka yayınevlerinin kataloglarında da son derece kıymetli klasikler vardır.

Yayınevlerini toptan "iyi" veya "kötü" diye damgalamak yerine eser, çevirmen, editör ve dizi üzerinden değerlendirmek daha doğrudur. Büyük ve güvenilir bir yayınevi zaman zaman tartışmalı bir baskı çıkarabilir. Küçük bir yayınevi ise tek bir eserde çok özenli, nitelikli ve kalıcı bir çalışma yapabilir.

"KİTABI ELİNİZE ALDIĞINIZDA ÖNCE KÜNYE SAYFASINA BAKIN"

Özçakmak: Okur, bir klasik eseri satın almadan önce nelere dikkat etmeli?

Akçal: Önce arka kapaktaki tumturaklı övgü cümlelerine değil, künye sayfasına bakmalı.

Çevirmenin adı açıkça yazıyor mu? "Yayına hazırlayan", "derleyen" veya yalnızca yayınevinin adı çevirmenin yerine geçirilmiş mi? Hangi dilden çevrildiği belirtilmiş mi?

Rusça yazılmış bir eser İngilizce veya Fransızca baskı üzerinden Türkçeye aktarılmışsa okur, iki ayrı aynadan yansımış bir görüntüyle karşılaşabilir. Her aracı dil, eserin sesinden ve anlamından bir parçayı değiştirebilir.

Kapakta veya iç sayfalarda "tam metin", "eksiksiz çeviri", "kısaltılmış", "uyarlanmış", "sadeleştirilmiş" ve "çocuklar için" gibi ifadeler aranmalı.

"Dünya Çocuk Klasikleri" adıyla basılan Sefiller ile Victor Hugo'nun asıl romanı aynı kitap değildir. Biri çocuklara uyarlanmış olay örgüsüdür; diğeri bütün bir çağın, toplumun, yoksulluğun ve vicdanın panoramasıdır.

Sayfa sayısı tek başına kesin delil değildir. Punto, kâğıt boyutu ve dizgi değişebilir. Fakat aslı bin 500 sayfa civarında olan bir eser 180 sayfaya sığdırılmışsa ortada matbaa mucizesi değil, ciddi bir budama vardır.

Özellikle Sefiller, Monte Cristo Kontu, Savaş ve Barış, Don Quijote, Binbir Gece Masalları ve Kayıp Zamanın İzinde gibi eserlerde cilt ve bölüm sayıları mutlaka karşılaştırılmalıdır.

Mümkünse kitabın ilk birkaç sayfası iki farklı çeviriden okunmalıdır. Bir çeviri daha şiirli, bir başkası daha yalın olabilir. Mesele yalnızca kelimelerin doğru çevrilmesi değildir. Cümlenin ritmi, dönemin havası ve yazarın sesi de çevrilir.

"DEĞİŞMEZ BİR EN İYİ 50 LİSTESİ YOK"

Özçakmak: Hazırladığınız 50 klasik hangi ölçütlere dayanıyor?

Akçal: Dünyada herkesin üzerinde uzlaştığı, gökten inmiş değişmez bir "En iyi 50 klasik" listesi yoktur.

Norveç Kitap Kulüpleri'nin dünya edebiyatı seçkisi farklı ülkelerden yazarların önerilerine dayanır. Modern Library daha çok 20. yüzyıl İngilizce romanlarını merkeze alır. The Guardian gibi yayınların hazırladığı listeler de kendi dönemlerinin, coğrafyalarının ve seçici kurullarının bakışını taşır.

Türkiye'de yıllarca referans verilen Millî Eğitim Bakanlığı'nın "100 Temel Eser" uygulaması ise 2018 yılında yürürlükten kaldırıldı. Bu nedenle o listeyi bugün bağlayıcı ve değişmez bir edebiyat otoritesi gibi sunmak doğru değildir.

Hazırladığım 50 kitaplık seçki; eserlerin dünya edebiyatındaki etkisi, farklı dönem ve coğrafyaları temsil etmeleri, insanlık tarihinin temel meselelerini ele almaları ve Türkçede güvenilir baskılarının bulunması dikkate alınarak oluşturuldu.

Bu bir üstünlük sıralaması değildir. İnsanlığın büyük kütüphanesine açılan elli kapıdır.

ABDURRAHMAN AKÇAL'DAN 50 DÜNYA KLASİĞİ VE ÖNERİLEN TÜRKÇE BASKILARI

İnsanlığın İlk Sesleri

1. Gılgamış Destanı - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Sait Maden çevirisi

Dostluk, iktidar, ölüm korkusu ve ölümsüzlük arayışı üzerine insanlığın bilinen en eski büyük anlatılarından biridir.

2. Bhagavad Gita - Doğu Batı Yayınları, Korhan Kaya çevirisi

İnsan, görev, eylem, vicdan ve varoluş arasındaki kadim çatışmayı anlamak için okunmalıdır.

3. İlyada - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Azra Erhat-A. Kadir çevirisi

Savaşın yalnızca kahramanlıktan değil, öfke, gurur, yas ve insan kaybından meydana geldiğini anlatan büyük destandır.

4. Odysseia - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Azra Erhat-A. Kadir çevirisi

Eve dönüşün, yolculuğun, sadakatin, özlemin ve insanın kader karşısındaki direncinin destanıdır.

5. Kral Oidipus - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Bedrettin Tuncel çevirisi

İnsan kaderinden kaçmaya çalışırken neden ona doğru koşar sorusunun iki bin yılı aşan tragedyasıdır.

6. Devlet - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Sabahattin Eyüboğlu-M. Ali Cimcoz çevirisi

Adalet, eğitim, yönetim ve ideal toplum üzerine siyaset düşüncesinin kurucu eserlerinden biridir.

7. Aeneis - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Çiğdem Dürüşken çevirisi

Yenilmiş bir halkın küllerinden yeni bir devlet ve kimlik kurmasının destanıdır.

8. Şehname - MEB veya Devlet Kitapları baskısı, Necati Lugal çevirisi, dört cilt

İran ve ortak Doğu kültür dünyasının kahramanlarını, savaşlarını, devletlerini ve hafızasını taşıyan büyük destandır.

9. Binbir Gece Masalları - Yapı Kredi Yayınları, Âlim Şerif Onaran çevirisi, sekiz kitap

Hikâye anlatmanın ölüm karşısında nasıl bir direnme ve hayatta kalma biçimine dönüştüğünü gösterir.

10. Genji'nin Hikâyesi - VakıfBank Kültür Yayınları, Oğuz Baykara çevirisi, iki cilt

Japon saray hayatını, aşkın geçiciliğini, güzelliği ve zamanın insanda bıraktığı hüznü anlatır.

Orta Çağdan Aydınlanmaya

11. İlahi Komedya - Oğlak Yayınları, Rekin Teksoy çevirisi

Cehennem, Araf ve Cennet yolculuğu üzerinden insanın günahını, korkusunu, umudunu ve kurtuluş arzusunu anlatır.

12. Decameron - Oğlak Yayınları, Rekin Teksoy çevirisi

Salgın günlerinde anlatılan yüz hikâye üzerinden insanın zekâsını, şehvetini, ikiyüzlülüğünü ve yaşama tutkusunu gösterir.

13. Don Quijote - Yapı Kredi Yayınları, Roza Hakmen çevirisi, iki cilt

İnsan hayal ettiği dünyaya inanarak mı yaşar, yoksa gerçek dediğimiz şey çoğunluğun ortak yanılsaması mıdır sorusunu düşündürür.

14. Hamlet - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Sabahattin Eyüboğlu çevirisi

Tereddüdün, iktidarın, intikamın, çürümenin ve insanın kendi zihninde kaybolmasının tragedyasıdır.

15. Denemeler - Say Yayınları, Engin Sunar çevirisi, dört cilt

Montaigne'in insanı kendisinden yola çıkarak anlamaya çalıştığı bütünlüklü ve eksiksiz külliyattır.

16. Robinson Crusoe - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Fadime Kâhya çevirisi

Yalnızca ıssız ada macerası değil; bireycilik, sömürgecilik, emek ve mülkiyet üzerine kurucu bir modern romandır.

17. Gulliver'in Gezileri - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İrfan Şahinbaş çevirisi

Çocuk kitabı sanılan fakat iktidarı, bilimi, savaşı ve insan kibrini acımasızca hicveden dört bölümlük eserdir.

18. Candide ya da İyimserlik - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Devrim Çetinkasap çevirisi

Dünyadaki kötülük karşısında kolay ve düşüncesiz iyimserliğin nasıl çöktüğünü kısa, sert ve alaycı bir dille anlatır.

19. Faust - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Zehra Aksu Yılmazer çevirisi

Bilgiye, hazza ve güce doymayan insanın ruhunu ne uğruna satabileceğinin büyük tragedyasıdır.

Büyük Roman Çağı

20. Gurur ve Önyargı - İletişim Yayınları, Işıl Önder çevirisi

Aşkın, sınıfın, gururun ve insanın karşısındakini kendi önyargıları içinde değerlendirmesinin zarif romanıdır.

21. Frankenstein - İletişim Yayınları, Serpil Çağlayan çevirisi

Canavarı yaratan bilim midir, yoksa yarattığı varlığı sevgisizliğe terk eden insan mı sorusunu düşündürür.

22. Kırmızı ve Siyah - İletişim Yayınları, Şerif Hulûsi çevirisi

Sınıf atlama arzusunu, ihtirası, taşra hayatını ve toplumsal ikiyüzlülüğü anlatır.

23. Monte Cristo Kontu - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Volkan Yalçıntoklu çevirisi, iki cilt

İntikamın insana adalet duygusu kadar yeni bir esaret de getirebileceğini gösteren büyük romandır.

24. Jane Eyre - Can Yayınları, Nihal Yeğinobalı çevirisi

Bir kadının sevilmek uğruna kişiliğinden, haysiyetinden ve özsaygısından vazgeçmemesinin romanıdır.

25. Uğultulu Tepeler - İletişim Yayınları, Başak Bekişli çevirisi

Romantik aşk olarak görülen tutkunun nasıl hırsa, intikama ve kuşaklar boyu süren yıkıma dönüşebileceğini anlatır.

26. Moby Dick - Yapı Kredi Yayınları, Sabahattin Eyüboğlu-Mîna Urgan çevirisi

Bir balina avından çok, insanın doğaya, bilinmeyene ve kendi saplantısına açtığı savaşın romanıdır.

27. Madam Bovary - Can Yayınları, Tahsin Yücel çevirisi

Hayatın kendisinden çok, hayat hakkında kurduğu hayallere âşık olan insanın trajedisidir.

28. Sefiller - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Volkan Yalçıntoklu çevirisi, iki cilt

Yoksulluk, hukuk, vicdan, devrim ve merhamet üzerine kurulmuş büyük bir insanlık panoramasıdır.

29. Germinal - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Bertan Onaran çevirisi

Maden işçilerinin karanlıkta yalnızca ekmek değil, hak, haysiyet ve insanlık aradığı büyük emek romanıdır.

30. Babalar ve Oğullar - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ergin Altay çevirisi

Kuşak çatışmasının, nihilizmin ve değişen bir toplumda eskiyle yeninin birbirine yabancılaşmasının romanıdır.

31. Oblomov - İletişim Yayınları, Ergin Altay çevirisi

Tembelliğin değil, iradesizliğin, toplumsal çürümenin ve hayatı sürekli ertelemenin romanıdır.

32. Suç ve Ceza - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Mazlum Beyhan çevirisi

İnsan kendisini büyük bir fikirle haklı çıkarsa bile vicdanından kaçabilir mi sorusunun karanlık romanıdır.

33. Karamazov Kardeşler - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ergin Altay çevirisi

İnanç, özgürlük, baba nefreti, ahlak, suç ve kötülük üzerine Dostoyevski'nin en büyük hesaplaşmasıdır.

34. Savaş ve Barış - Can Yayınları, Nâzım Hikmet-Zeki Baştımar çevirisi, iki cilt

Tarihi hükümdarların mı, orduların mı, yoksa isimleri unutulan milyonlarca insanın mı yaptığına dair dev bir romandır.

35. Anna Karenina - İletişim Yayınları, Ergin Altay çevirisi

Aşk, aile, sadakat, toplum baskısı ve insanın mutluluğu başka bir insanda aramasının trajedisidir.

36. Huckleberry Finn'in Maceraları - İletişim Yayınları, Büşra Balcan çevirisi

Bir çocuğun vicdanıyla köleliği ve toplumun kendisine öğrettiği ahlakı sorgulamasının romanıdır.

37. Karanlığın Yüreği - İletişim Yayınları, Sinan Fişek çevirisi

Sömürgeciliğin yalnızca başka halkları değil, sömürgeci insanın ruhunu da nasıl kararttığını gösterir.

38. Büyük Umutlar - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Didar Zeynep Batumlu çevirisi

Sınıf atlama arzusunun, utancın, beklentilerin ve iyiliği yanlış yerde aramanın romanıdır.

Modern İnsanın Parçalanışı

39. Dönüşüm - Can Yayınları, Ahmet Cemal çevirisi

Bir sabah böceğe dönüşen Gregor Samsa'dan çok, işe yaramaz hâle gelen bir insanın ailesi tarafından ne kadar çabuk gözden çıkarılabileceğini anlatır.

40. Dava - Can Yayınları, Ahmet Cemal çevirisi

Suçunu bilmeden yargılanan Josef K. üzerinden bürokrasinin, iktidarın ve insanın kendi suçluluk duygusunun labirentini kurar.

41. Kayıp Zamanın İzinde - Yapı Kredi Yayınları, Roza Hakmen çevirisi, yedi kitap

Zamanın gerçekten geçip geçmediğini, yoksa kokuların, seslerin ve hatıraların içinde saklanıp saklanmadığını anlatan büyük nehir romandır.

42. Ulysses - Norgunk Yayıncılık, Armağan Ekici çevirisi

Tek bir Dublin gününün içine mitolojiyi, bedeni, tarihi, dili ve modern insanın parçalanmış bilincini sığdırır.

43. Mrs. Dalloway - İletişim Yayınları, Tomris Uyar çevirisi

Bir kadının bir günlük hazırlığı içinde savaşın, ölümün, geçmişin ve yaşanmamış hayatların sesini duyurur.

44. Ses ve Öfke - Yapı Kredi Yayınları, Rasih Güran çevirisi

Bir ailenin dağılmasını farklı bilinçlerin içinden anlatarak zamanın ve hakikatin tek bir sesi olmadığını gösterir.

45. 1984 - Can Yayınları, Celâl Üster çevirisi

İktidarın yalnız bedeni değil, dili, hafızayı ve gerçeğin kendisini denetlemek istediğinde neler olabileceğini anlatır.

46. Yabancı - Can Yayınları, Vedat Günyol çevirisi

Toplumun beklediği duyguları göstermeyen insanın, işlediği suçtan çok "beklendiği gibi davranmadığı" için yargılanmasını anlatır.

47. Usta ile Margarita - İletişim Yayınları, Ergin Altay çevirisi

Şeytanın Moskova'ya gelişi üzerinden iktidarı, korkuyu, sanatı, inancı ve aşkın direnme gücünü anlatır.

48. Yüzyıllık Yalnızlık - Can Yayınları, Seçkin Selvi çevirisi

Buendía ailesinin kaderi üzerinden bir kıtanın darbelerini, ihtilallerini, aşklarını, ölümlerini ve unutkanlığını anlatır.

49. Parçalanma - İthaki Yayınları, Nazan Arıbaş Erbil çevirisi

Sömürgeciliği yalnız Avrupa'nın gözünden değil, parçalanan bir Afrika toplumunun içinden okumak için vazgeçilmezdir.

50. Lolita - İletişim Yayınları, Fatih Özgüven çevirisi

Güzel ve etkileyici bir dilin, ahlaken güvenilmez bir anlatıcı tarafından nasıl manipülasyon aracına dönüştürülebileceğini gösterir.

"KİTAP TEK BAŞINA İNSANI İYİ YAPMAZ"

Özçakmak: Son olarak, klasikler insanı daha iyi birine dönüştürür mü?

Akçal: Yalnızca kitap okumak kimseyi kendiliğinden iyi insan yapmaz.

Tarihte büyük eserleri okuyup zulmedenler, şiir ezberleyip merhametsiz kalanlar, evlerinin duvarlarını kitaplarla kaplayıp bir yoksulun yüzüne bakmayanlar da oldu.

Kitap insanın eline verilmiş bir imkândır. O imkânla ne yapacağını yine insanın vicdanı belirler.

Fakat klasikler bize önemli bir şans verir. Başka hayatların içine girme, kendimizden başka insanların acısını duyma, dünyayı yalnızca kendi penceremizden ibaret sanmama şansı...

Bir gün Rusya'nın karlı sokaklarında Raskolnikov'la yürürüz. Bir başka gün Japon sarayında Genji'nin geçip giden güzelliğine bakarız. Homeros'un savaş meydanında bir babanın, oğlunun cesedini alabilmek için düşmanının ellerine kapanışını görürüz.

Bir madende işçilerle aç kalır, bir gemide Ahab'ın saplantısıyla denize açılır, Kafka'nın koridorlarında suçumuzu bilmeden kapı kapı dolaşırız.

Kitap kapandığında aynı insan olarak kalmış gibi görünürüz. Ama içimizde küçük bir şey yer değiştirmiştir.

Klasiklerin asıl mucizesi budur.

Onlar bizi geçmişe götürmez. Geçmişi getirip bugünkü yalnızlığımızın yanına oturtur.

"Korkma," derler, "bu karanlıktan daha önce geçenler de oldu."

Dünya klasikleri raflarda sararmayı bekleyen yaşlı kitaplar değildir.

Onlar yüzyıllar öncesinden postaya verilmiş, adresine ancak bugün ulaşmış mektuplardır.

Yeter ki o mektupları zarfı başkaları tarafından yırtılmış, cümleleri budanmış ve imzası silinmiş bir nüshadan okumayalım.

Görseller: Gemini ve ChatGPT tarafından oluşturulmuştur.

Kaynak : PERRE

AdminAdmin

Yönetici

YORUMLAR